
RÖPORTAJ: HERMAN TAŞÇIOĞLU
Hayrete ve takdire şayan bir kişilik İlhan Erşahin. Yıllardır müziğinin içinden Norah Jones, Saul Williams, Bebel Gilberto gibileri gelip geçiyor... Erik Truffaz ile sanatlarını çarpıştırdıkları İstanbul konserlerinde her şeyin başka türlü ve de gayet güzel olabileceğini örnekleyen Wax Poetic’in oyun kurucusu İlhan Erşahin'in anlattıklarını zevkle dinlerken “hayat nedir, sanat nedir” üzerine düşlere ve düşüncelere daldık.
"HEY İLLE, BİZİMLE ÇALAR MISIN?"
• İsveç Milli takımında squash oyuncusu olduğun günlere dönelim ve squash, İsveç ve sonrasından yol alıp, kısa bir özgeçmiş yapalım istersen... İlhan'ın yolu müzikle nasıl, ne zaman ve nerede kesişti?
İsveç doğumluyum. Babam İzmir’li, mimari okumaya İsviçre’ye gitmiş, orada annemle –İsveçlidir- tanışmışlar. 15 yaşındayken İsveç milli takımında squash oynuyordum. Fakat spordaki rekabet, hep öbürünü yenme durumu var ya, o beni rahatsız ediyordu. Müzikte birlikte bir şey yapmak var, o hoşuma gidiyordu. Kazanmak değil de, paylaşmak, bir şey yaratmak. Parti olduğu zaman hep DJ’lik yapardım, kasetler hazırlardım, yeni plaklar getirirdim. Her gün yeni albümler ve gruplar keşfediyordum. Müzik markete koşa koşa gidip Rolling Stones, The Clash ve Bob Marley’in albümlerini satın aldığımı hatırlıyorum. Daha sonra okuldan birkaç arkadaşım Playboys isminde bir ska grubu kurdu. Bir saksafoncuya ihtiyaç duydular ve “Hey ille (İsveç’te beni “ille” diye çağırırlardı), bizimle çalmak ister misin?” diye sordular ve ben de kabul ettim. Kendime bir saksafon kiraladım ve 2 ay sonra okul partilerinde konserler vermeye başladık.
• Wax Poetic, Love Trio, "bizon" Murat, Hüsnü Şenlendirici, Gökhan Özoğuz, İstanbul Sessions ve Erik Truffaz gibi farklı isimlerle çalışıyorsun. Bu tempo seni zorlamıyor mu?
Yoo, aksine yeni yollar, biçimler aramaktan daima çok keyif alıyorum. Sen bu listeye Norah Jones, Bebel Gilberto, Sabina Sciubba, Nil, Bora Uzer ve daha birçok önemli müzisyeni de eklesene... Bunu bütün gün yapıyorum. Her gün, her saat, her dakika... Böylece daha fazla üretim yapmak mümkün oluyor. Şu sıralar Bora Uzer ile ortak olarak bir Türk pop kaydının (My way) prodüksiyonunu yapıyorum. Ayrıca New York’ta, yeni Wax Poetic kayıtlarının çalışmalarını sürdürüyorum. Gerçekten gurur duyduğum “bizon Murat” ve grubu Siya Siyabend’in ilk albümünü de tamamladık. Bunun haricinde Rio de Janeiro’da ‘İlhan Ersahin's an afternoon in Rio’ isimli bir albüm hazırladım. Son olarak İstanbul Sessions’ın ilk kaydını yayımladık. Tüm bu çalışmalar ve daha da fazlası 2010 yılında müzikseverlerle buluşacak; bekle ve gör!
• ‘İstanbul Sessions’ proje fikri nasıl çıktı ortaya? Türk caz'ını veya Türk müziği takip edebiliyor musun?
Evet, Türk müziği dinliyorum. Fakat, beni en çok çeken dönemin 70’lerin Türk müziği olduğunu söylemeliyim; Barış Manço, Ajda Pekkan, Erkin Koray, Okay Temiz, Maffy Falay, Orhan Gencebay, elbette Zeki Müren ve benzerleri... 70’ler, tüm dünyada müzikal olarak harika bir dönem. Şu an Türk müziği acı bir ilaç gibi ve bugünlerde insanlar, sağlıklı bir yaşamı tercih etmektense bolca acı ilaç yutuyorlar. İstanbul Sessions bundan 4 yıl önce gerçek bir doğaçlama seansı sırasında doğdu. Alp Ersönmez, Turgut Alp Bekoğlu ve İzzet Kızıl’ı önceki çalışmalardan tanıyordum. Türk müzisyen dostlarımla İstanbul’a dair farklı bir tını yaratabileceğimiz bir ekip yaratmak istedim. Daha önce Hüsnü Şenlendirici ile Harikalar Diyarı isminde benzeri bir çalışmamız olmuştu. Fakat o, daha arabesk ve Roman etkisi taşıyan bir çalışma olarak kaldı. İstanbul Sessions ise İstanbul’a dair daha modern bir tat taşıyor.
HE IS WAXING POETIC!
• Truffaz’nın İstanbul hissiyatı nasıl? Truffaz’nın İstanbul'u nasıl bir yer?
Bu adam İstanbul’u seviyor ve söylemeden geçemeyeceğim, grubunu da çok seviyor. İstanbul’a gerçekten, kalben bağlı ve buraya ne zaman gelse tüm gün etrafı dolaşıyor, arkadaşlarıyla takılıyor ve %100 müzik yapıyor.
• Mustafa Sandal'ın "Yamalı Tövbeler" isimli albümünde ismin geçiyor. Bu birliktelik nasıl gerçekleşti? Özellikle çalışmak istediğin Türkiyeli müzisyenler var mı?
Beni ve müziğimi anlayan herkesle çalmaya açık biriyim. Bir arkadaşım beni arayarak o şarkıda solo atmak ister miyim diye sordu, kabul ettim ve çaldım, hepsi bu. Türkiye’ye gelişimin sebebi para kazanmak veya şöhret yapmak değil. Bir şeyler vermek –verdiğimi sanıyorum... Esin kaynağı olmak, müdahil olmak, başka türlü müzik yapmanın mümkün olduğunu göstermek...
• Wax Poetic'in ilk dönemlerinde Norah Jones, Arto Tunçboyacıyan gibi isimlerle bir aradaydın, ardından müziğin Nip/Tuck gibi pöpüler dizilerde yer aldı. Bunların ticari açıdan yansıması oldu mu?
Para ve müzik, bugüne kadar en iyi yaptığım iş olmadı. Fakat çalışmaya devam ediyorum. Eski ingilizce’de, birisi çok güzel konuştuğu zaman “he is waxing poetic” denir. Öyle bir deyim var. Benim asıl meselem, duygum ve duruşum da galiba biraz buna dayanıyor.
• Öyleyse Wax Poetic, hem güzel konuşma, hem de şiirsellik barındırıyor diyebiliriz...
Elbette... Sonuçta Rūmī, Nâzım Hikmet, Allen Ginsberg ve Jack Kerouac seven bir adamın ayakizlerinde adımlıyoruz.
CAZ DEĞİL, POP DEĞİL, ROCK DEĞİL; NUBLU SOUND!
• Erşahin müziği hangi alttüre ait olabilir? Zira “Biz caz yapmıyoruz, müzik yapıyoruz. Caz duruş olarak çok güzel bir müzik ama insanların kafasında 1950’lerden kalma bir şey izlenimi uyandırıyor” diyordun?
Evet, insanların cazı böyle gördüklerini hissediyorum. Bana göre caz "şimdinin müziği", öte yandan her zaman da vardı. Bu nedenle, bizim yaptığımız müziği caz olarak adlandırmaktan çok "şimdinin müziği" demek daha doğru. Aslında bunu çok da umursamıyorum. Örneğin Radiohead’in benim hoşuma giden tarafı, taze olması. İnsana tazelik duygusu vermesi. Onları dinleyince 2010 yılının duygusunu alıyorsun. “Evet ya”, diyorsun, “2010 yılındayız”. Yansıtmaya çalıştığım şey daha ziyade bu.
• İlhan Erşahin adı müziğiyle olduğu kadar Nublu'suyla da anılıyor; Nublu Club, Nublu Records... New York'un pek de tekin sayılmayan Avenue C semtinin çehresinin değişip, buranın bir cazibe merkezi haline gelmesinde Nublu Club'ın etkili olduğu söyleniyor. Nedir bu Nublu? İstanbul'da bir Nublu düşünüyor musun?
Umarım, bir gün evet. İstanbul, Paris ve Sao Paulo’da bir Nublu. Bu benim hayalim. Nublu bir yaşam tarzı, bir hareket, bir düşünce tarzı ve bir müzik yapma tarzı. Ben neysem o. Kendin olmak, paylaşmak ile ilgili... Uzun vadede ise çevremizdeki dünyayı değiştirmekle iligili ki, acil bir değişime ihtiyacımız olduğu apaçık ortada. Eski kafalı, asık suraklı kişilerin çocuklarımızın geleceği hakkında karar verdiği yeter, gına geldi!
• Belki biraz özel bir soru olacak ama benzetecek olsan İstanbul'u nasıl bir kadına benzetirdin?
Dolu dolu fikirler, dolu dolu gözler, dolu dolu enerji, dolu dolu vücut, dolu dolu hayat, dolu dolu sıcaklık ve dolu dolu cömertlik.
Dinlemek için tıklayınız
